Dünyada ve Türkiye’de Girişimciliğin Boyutları

Global finans krizinin ve sonrasında başlayan ekonomik durgunluğun uzun dönemli etkileri dünya çapında hissedilmeye devam etmektedir. Dünya, iklim değişimleri, işsizlik artışı, günümüzdeki iş ve ekonomi çevresinin giderek daha çok teknolojiye bağımlı hale gelmesi gibi birçok zorluk ve gelişmelerle karşı karşıyadır. Özellikle genç nüfusta yaygın olarak görülen işsizlik ve eksik istidam hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler için en temel problemlerden birisi haline gelmiş durumdadır. Dünyada değişen koşullar farklı yapılarda ve boyutlarda zorluklar doğursa da aynı zamanda girişimciler için değer katacakları çözümlerle ele alabilecekleri yeni fırsatlar yaratmaktadır (GEM, 2016).
Küresel Girişimcilik Endeksi (GEI) raporunda belirtilen rakamlara göre dünyadaki girişimcilik kapasitesinin ancak %52’si kullanılmaktadır. Tüm dünyada yaş grupları bazında Toplam Girişimcilik Aktivitesi aşağıdaki istatistiklerde görülmektedir.

Tablo 1’de her yaş grubunun toplam girişimcilik aktivitesine katılım yüzdeleri görülmektedir. Görüldüğü gibi girişimcilik faaliyetleri tüm yaş gruplarında 2007 yılından bu yana artış göstermektedir. En büyük oransal artış ise 35-44 yaş grubunda olmuştur. Girişimcilerin çoğunluğu 25-34 yaş grubunda yer almaktadır. Bu rakamlar “girişimcilerin genç olma eğilimini” ortaya koymakta ve “genç girişimciliği”nin artan önemini vurgulamaktadır. Genç girişimcilerin oranındaki bu artış inovasyon alanında da kendini göstermektedir. Mobil uygulamalar, “big data” vb. kavramlar, kapsamı giderek artan bir dijital dünya yaratmaktadır. Öyle ki, dijital girişimciler geleceğin ekonomik güç kaynağı olarak görülmekte ve bunların faaliyetlerinin bir sonraki nesil için yeni istihdam olanakları yaratacağına inanılmaktadır. Bu milenyumun girişimciliğe yönelik verdiği tepki öncelikle dijital nesilden gelmiştir ve dijital teknolojinin gelişmesiyle de sürmektedir (GEI, 2016). Girişimcilik faaliyetlerinin dünya çapında ülkeler bazında dağılımını değerlendirebilmek açısından Küresel Girişimcilik Endeksinde en yüksek notu alan 10 ülke aşağıdaki tabloda belirtilmiştir.
Tablo 2’de Danimarka ve Tayvan’ın girişimcilik endeks sıralamasında yukarılara tırmanırken, Birleşik Krallık’ın 4. Sıradan 9. Sıraya gerilemesi dikkati çekmektedir. İsviçre ve Fransa ise sıralamada yukarıya çıkmayı başarmıştır. Her iki yılda da ilk üç ülke ise değişmemiştir: ABD, Kanada ve Avustralya.

Küresel Girişimcilik Monitörü (GEM) raporundaki bulgulara dayanarak küresel bazda geniş kapsamlı önerilerde bulunmak mümkündür. Bu önerilerin uygulanması elbette her ülkedeki ekonomik gelişmişlik düzeyi, ulusal kültür ve politik yapı bağlamında farklılıklar gösterecektir. Fonlama imkânları, girişimcilik eğitimi, yasal düzenlenmeler ve piyasalara erişim gibi faktörler her ülkedeki girişimcilik türünü ve düzeyini etkileten kritik faktörlerdir (GEM, 2016).
UNCTAD tarafından girişimcilik politikalarında öncelik verilmesi gereken altı önemli faktör ise şöyledir (UNCTAD, 2012):

– Ulusal girişimcilik stratejisinin formülasyonu

– Yasal çevrenin regülasyonu – Girişimcilik eğitimi ve yeteneklerinin geliştirilmesi

– Teknoloji alışverişi ve inovasyonun hızlandırılması

– Finansmana erişimin arttırılması

– Girişimciliğe yönelik farkındalığın ve ağ oluşumlarının artırılması

Yukarıda sayılan bu önceliklerin daha destekleyici bir girişimcilik ekosisteminin oluşturulmasına yardımcı olacak aktivitelerin geliştirilmesinde dikkate alınması önerilmektedir. Bunlara ilave olarak üzerinde düşünülmesi ve tartışılması önerilen konular ise aşağıda özetlenmektedir (GEM, 2016): – Yasal çevrede reformlar gerçekleştirilerek, maliyetleri düşürmek ve düzenlemelerin miktarını azaltmak yoluyla yeni firmaların tescilinin kolaylaştırılması sağlanmalıdır (İngiltere’de ve Şile’de olduğu gibi). Politik yasa ve yönetmeliklerin yürürlüğe konmadan önce etki değerlendirilmesine tabi tutulması önerilmektedir (AB’de THINK SMALL FIRST olarak tanımlandığı gibi). Melek yatırımcıları ve girişim sermayesi şirketlerini yeni kurulan şirketlere yatırım için teşvik etmek üzere vergi yasalarında düzenlemeler yapılabileceği belirtilmektedir. – Faktör odaklı (factor-driven) ve etkinlik odaklı (efficiency-driven) ekonomilerde inovasyon yeteneklerinin geliştirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Ekonomideki insan kaynağının, kamu veya özel araştırma laboratuvarlarının, çokuluslu şirketler ile üniversiteler arasındaki ortaklıkların geliştirilmesi ile bu başarılabilecektir. Aynı şekilde, teknolojik yeniliklere dayalı çözümlerin ticarileştirilmesine yönelik uygulama ve mekanizmalara önem verilmelidir. Araştırma kuruluşları ve firmalar arasındaki iş birliğini iyileştirecek farklı mekanizmaların üretilmesi önerilmektedir. – Tüm düzeylerdeki eğitim sistemi ile farklı türdeki girişimcilik faaliyetleri (serbest meslek girişimcileri, büyüyen girişimler, kurum içi girişimcilik, sosyal girişimcilik vb.) başlatılmalıdır. – Özellikle genç işsizlik oranının yüksek olduğu yerlerde gençlerdeki temel yetenek eksikliklerinin tespit edilerek bunların geliştirilmesine yönelik uygulamaların genişletilmesi gerekmektedir. Gelişmekte olan ekonomilerde bu, esnaf ve sanatkarlık ile bilgi ve iletişim teknolojilerine yönelik yeteneklere odaklı eğitim merkezlerinin kurulması, ayrıca potansiyel genç girişimcilerin kolayca ulaşabileceği kuluçka merkezleri kurulması yoluyla başarılabilir.

– Şehir sınırları dışındaki bölgelerde bilgi ve iletişim altyapısının geliştirilmesi gerektiği tartışılmaktadır.

– İhtiyaç odaklı çalışan firmalar için hedefli programlar sunarak fiyat rekabetçiliği, satın alma ve dağıtım uygulamalarına dayalı olan daha girişimci bir iş modeli geliştirmelerine destek olunabilir. Pazarlama, insan kaynakları yönetimi ve finansal yönetim gibi temel alanlarda firma eğitimleri sunularak sürdürülebilir firmaların desteklenebileceği savunulmaktadır.

– Küçük ölçekli firmaların finansmanında varlık bazlı kriterlerden uzaklaşılmasını sağlayacak mekanizmalar geliştirilmelidir. Birçok bankanın talep ettiği ipotek veya maddi teminatı vermekte zorlanan birçok girişimci için bu tür mekanizmalar yararlı olacaktır. Bu mekanizma devlet destekli olarak işleyebilir ancak özel sektör de bu tür bir mekanizma için çözümler önerebilir. Uygun yasal düzenlemeler ile fonlama kaynaklarının çeşidi ve ulaşılabilirliği arttırılmalı ve “kitlesel fonlama” gibi yeni fonlama uygulamaları geliştirilmelidir. – Girişimcilik sürecinin aşağıda belirtilen tüm aşamalarında eğitim, danışmanlık ve koçluk hizmetleri sunan, firma destekleme altyapılarının oluşturulduğundan emin olunmalıdır:

• Fırsatların fark edilmesi

• Fırsatın girişime dönüştürülmesi

• Yüksek büyüme potansiyeli olan girişimlere rehberlik edilmesi vb.

– Girişimciliğin potansiyel bir kariyer yolu olduğuna dair pozitif bir algı ve farkındalık yaratmak üzere yerel medya ile çalışabileceği vurgulanmaktadır. Farklı girişimcilik türleri ve girişimci profillerine yönelik farkındalık artırılabilir. Bunun için belirli toplulukların kendileriyle özdeşleştirebileceği ulaşılabilir rol modellerinin vitrine çıkarılması önerilmektedir.

– Kadın girişimciliğinin özendirilmesine yönelik politikalar ile kadınların tam olarak faydalanılmayan potansiyelleri ortaya çıkartılabilecektir. – Yaş olarak daha büyük kişilerin girişimciliğe özendirilmesi için emeklilik, gelir vergisi ve sosyal faydalar ile ilgili yasal düzenlemelerde değişiklikler yapılabilecektir (senior entrepreneurship).

– Katma değeri yüksek sektörlerde girişimciliğin desteklenmesi gerekmektedir. Özelikle faktör odaklı ekonomilerde yeni kurulan firmaların daha az yetkinlik gereken ve giriş engellerinin az olduğu perakende ve hizmet sektörlerine yoğunlaştığı görülmektedir. Politika yapıcıların ve uygulamacıların mevcut sektörel çevreyi değerlendirerek belirli bir ekonominin veya bölgenin güçlü yönlerine uygun sektörlere girmeleri için girişimcileri desteklemeleri ve büyüme potansiyeli yüksek sektörlere bu girişimcileri yönlendirmeleri önerilmektedir.

Türkiye’deki girişimcilik faaliyetlerine bakıldığında TÜİK Girişimcilik İstatistiklerine göre 2014 yılında toplam istihdam içinde işveren olarak çalışanların payı %4,5’tir. 2013 yılında ise aynı oran %4,6 olarak gerçekleşmiştir. Aynı istatistiklere göre Türkiye genelinde işveren olarak çalışanlar içinde kadınların oranı %8, erkeklerin oranı ise %92’dir. Bu oranlar gelişmiş ülkeler ile karşılaştırıldığında henüz istenilen düzeylere ulaşmamış olup, bu bağlamda yukarıda belirtilmiş olan stratejik hedeflerin önemi çok daha iyi anlaşılmaktadır.
Dünyadaki girişimcilik faaliyetleri ile karşılaştırıldığında Türkiye Küresel Girişimcilik Endeksi Raporunda 132 ülke arasında 28. sırada yer almaktadır. Endeksi oluşturan temellere bakıldığında en yüksek puanı “Yüksek Gelişme Potansiyeli” kriterinden almış olup, onu risk sermayesi ve ürün inovasyonu kriterleri izlemektedir. En düşük puan ise fırsata dayanan şirket kuruluşlarından gelmiştir (GEI, 2016).
Küresel Girişimcilik Monitörünün 2014 yılı raporuna göre ise 2013’te Türkiye’de 18-64 yaşındaki yetişkin nüfusun % 38,63’ü, gelecek 6 ay içinde yeni bir işe başlamak için fırsat oluşacağına inanırken, 2014’te yetişkin nüfusun girişimciliğe inancının %39,8’e çıktığı görülmektedir. Türkiye’nin potansiyel girişimcilik oranı ise 2006-2012 yıllarında ortalama %20, 2013’te %31,64 iken 2014’te ise daha da artarak nüfusun %35’i seviyesine ulaşmıştır. Yine aynı rapora göre yetişkin nüfusun %64’ünün kendi işini kurma cesaretine sahip olduğu görülmektedir. Nüfusun %56’sı bilgi ve beceri açısından kendisine yeteri kadar güvenirken %39’u yakın gelecekte çevresinde iyi fırsatlar görmektedir. Sonuç olarak yetişkin nüfusun %53’ü potansiyel girişimci olma özelliklerine sahip bulunmaktadır (GEM, 2014).

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!