Girişimcilik Kavramı Ve Önemi

Girişimcilik her ne kadar literatüre yakın dönemde girmiş olan bir kavram olsa da tarihi 15-16. yy’a kadar uzanmaktadır. Bahsedilen dönemlerde coğrafi keşifler ve bunun sonucunda değerli varlıkların (altın, para vs.) öneminin artması refaha yönelik gelişmeleri de beraberinde getirmiştir. Rönesans ve Reform dönemleri ile birlikte özgür düşünce, bilim, sanat gibi kavramlar önem kazanmış, süregelen dönemlerde teknoloji gelişmiş ve kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sanayi devrimi serbest piyasa girişimcisini yaratmıştır.
Girişimcilik kavramı günümüzde kullandığımız kapsamına ise 80’li yıllardan sonra ulaşmış ve özellikle son yıllarda önemini arttırmıştır. Etimolojik anlamda bakıldığında, girişimci sözcüğü ‘entre’ (girmek) ve ‘prendre’ (almak, üstlenmek) sözcüklerinden oluşmakta ve ‘bir şey yapmak’ anlamına gelmektedir (Öğüt 2006:431). İktisadi açıdan girişimci, arz ve talebe yön veren, pazar arayan kişi; girişimcilik ise, daha çok kaynakları ekonomik olarak biraraya getirerek harekete geçirme faaliyeti olarak anlaşılmaktadır. Girişimci kişiler ücret karşılığında bir işte çalışan kişiler değil, kendi işini kuran ve yapan kişilerdir (Aytaç, 2006). Girişimciler başarılı olabilmek için sahip olduğu kaynakları optimum biçimde kullanmak ve kendilerine pazarda güzel bir yer kazanmak istemektedirler. Bu sebeple girişimcilik kavramı iktisadi bir çerçeve içerisinde ele alınmaktadır ancak bu kavram özellikle son dönemlerde sosyal bilimcilerin ilgi alanına girmiştir.
Girişimcilik kavramının ekonomi disiplini ile tanışması Fransız ekonomist Cantillon sayesinde olmuştur. Cantillon ve birlikte çalıştığı Say, girişimcilik kavramını günümüzde kullandığımız anlamına taşımışlardır. Jean-Baptiste Say 1800’lü yıllarda girişimciyi, “bütün üretim faktörlerini bir araya getirerek kıymetli olduğu sanılan bir malı üreten ve elde edeceği kâr için riski göze alan kişi” olarak tanımlamıştır (Say’dan aktaran Binks-Vale, 1990). Bu durumda girişimcide hem yönetme yeteneği hem de risk alma yeteneği bulunmak durumundadır. Peters (2001) ’a göre ise girişimci, elde bulunan hammadde ve diğer varlıkları emek ile birleştirerek daha büyük bir değer yaratan kişidir. Girişimci kişiler inovatif özellikler taşımalıdır ve değişime açık olmalıdır.
Sosyolojik açıdan bakıldığında ise girişimcilik kavramı özellikle ABD, İngiltere, İsveç, Norveç, Güney Kore gibi ülkelerde bulunan ekonomik ve sosyolojik gelişmeler odağında incelenmiştir. Girişimciliğin kültürel ve sosyal açıdan incelendiği çalışmalarda, “gelişmekte olan ülkelerde de, ekonomik gelişimin hızlanmasıyla birlikte, girişimciliğe ilginin arttığı göze çarpmaktadır” (TÜSİAD, 2002) yorumu dikkat çekmektedir.
Ülkelerin sosyo-ekonomik ve kültürel dönüşümleri girişimcilik kavramını da etkilemiştir. İş hayatının ve ekonominin dayandığı temeller değiştiğinden, girişimcilerin davranışları ve sahip olması gereken yetkinliklere yönelik görüşler de değişiklik göstermeye başlamıştır. Bilgi toplumuna geçiş ile birlikte, girişimci kişilerin daha sakin, bilgiye dayalı hareket eden ve düşünen, inovatif düşünce becerisine sahip olması beklenmektedir. Bu noktada da “öncelik şüphesiz güçlü girişimcilerin yetiştirilmesine ayrılmalıdır.” (Girişim Savaşçısı, 2013) ifadesi dikkat çekmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!